Elma ağacı, her sene olgunlaşıp yere düşen elmalarına yas tutsaydı, “kaybettim” diyerek, bir daha asla meyve veremezdi!

Oysa her düşen elma toprağa, yeni bir tohumdur.
Her koparılıp yenilen elma, bir insana şifadır.
Kuşlar ve kurtlar da beslenir elma ile…
Ve ağaç, asla düşünmez ne geldi ve ne gitti; o sadece ağaç olur.

Kayıp, bir zandır; insanın algılayamadığı ve kendisine acı veren her ayrılığına veya başarısızlığa verdiği isimdir.

Ben lisedeyken voleybol takım kaptanıydım ve kaybetmekten nefret ederdim. Final maçımızı kaybettiğimiz lise sonda, saatlerce ağlamıştım. Karşı tarafın kaptanından nefret etmiştim. O yaşta oluyor böyle duygular. Kaptan olarak kaybetmiştim ve bu çok feci geliyordu… 17 yaşındaydım.

Üniversitenin ilk senesinde minicik bir yurtta kalıyordum; bahçesi bile betondu. Orada bir voleybol takımı kurdum. O takım, yurtlar arası voleybol müsabakasında ikinci olunca, saatlerce duşların orada yere oturup ağladım… Benim kaptanı olduğum, eğittiğim takım nasıl ikinci olurdu! Nasıl maçı kaybederdik? Neyi gözden kaçırmıştım? Neyi iyi yapamamıştım? 19 yaşındaydım.

Çok kısa süre sonra başlayan Avusturya maceramla birlikte, ve dünyayı gezme adımlarım, bambaşka öğretilerde kendimi keşfetme olanağım oldu. Beni en çok etkileyen yerlerden biri Tayland idi. Herkesin tercihi gibi ben Güney’e değil, Kuzey’e gitmiştim. İlk defileme hazırlık için. 21 yaşındaydım.

Ve orada gezerken, neredeyse meteliksiz onca insanın yüzündeki gülümsemeye hayran oldum. Bir insan bunca fakirlikte nasıl bu kadar olumlu olabilirdi? Fillere aşık oldum. Filler insanın eğitmeni, emin olun. İşte benim Uzakdoğu öğretilerine merakım böyle başladı.

Yaşamaya başladığım Viyana, tam bir hazine şehirdi. Çoğu insan orayı sanatla ve özellikle müzikle tanımlar. Oysa Avusturya, 2.Dünya Savaşı sonrası yaşadığı travmayı (suçluluktan gelen) şifalandırmak için uğraşan insanlarla doluydu. Bu açıdan inanılmaz öğretilere ev sahipliği yapmaktaydı. Tantra, yoga, feng shui, I ching, aromaterapi, renk şifası, tarot, astroloji, refleksyoloji, klasik masaj vb pek çok şey inanılmaz üstadlarla öğrenilebiliyordu. 1988-2000 yılları arası, benim için, seyahatlerime eklenen bu öğretilere merak, bazılarını da öğrenme şansı ve ilk ortağımın da, sahip olduğum maddi kazanımları elimden almış olması, hayatımın en önemli dönüşümüdür.

Ve tam da 2000 yılından başlamak üzere, moda ve tasarım, kurumsal firmalara kıyafet vb tüm çalışmalarım, arabuluculuğa (çatışma yönetimi ve çözümüne) yönelecekti. 32 yaşında, boşanmış bir kadın da olduğum halde, hayatımda ilk kez, kayıp yaşadığımı düşünmüyordum. Ne boşanmak, ne de tekstili arkamda bırakmak bana kayıp gibi gelmiyordu. Tam tersine, artık o güne kadar öğrendiklerimle ilerlediğimin farkında olarak, bu bilgi ve deneyimi nasıl yeni yaşamımda kullanacağımı sorgulamaktaydım!

İşte benim bir elma ağacına dönüşme dönemim, 2000 yılıdır. Ve ancak ondan sonra hayatım “verimli” olmaya başladı; önce kendime ve sonra başkalarına ve başkalarından bana doğru akarak yeniden kendime…

İnsanlığın deneyimlediği tüm trajedilerin kökeninde insanın “kaybetmek istemeyişinin” yatması o kadar inanılmaz ki!

Bir erkek, boşanırsa, karısının bir başka erkekle olacağı fikrine dayanamadığı için boşanmaz, mutsuz yaşar veya boşanmak isteyen kadına şiddet uygular…
Bir şirket, kaybetmemek için, her türlü hileye başvurabilir.
Bir yönetici, statüsünü kaybetmemek için, bir başkasının kendisinden daha iyi olmasına olanak tanımaz.
Bir lider, koltuğunu kaybetmemek için her türlü yalanı-dolanı, adaletsizliği ve ahlaksızlığı kendisine hak görür.
Bir taraftar, sadece maçta kaybettiği için takımı, diğer takımdan biriyle kavga edebilir…

İnsan, kaybettiğini/kaybedeceğini sanarak, hem kendisini, hem de etrafını sürekli yok eder. Yaşamı yok eder, gelişimi tamamlayamaz, insan olamaz!

Oysa sade bir Elma Ağacını izleseydik, ondaki bilgeliği görecektik.

Hayatta gerçekten de, kayıp yok. Bu bir zandır. Her şey, olması gerektiği yerde ve zamanda, bizlerin bilinci o deneyime hazır olduğunda; o kişi, olay veya yerden ne öğreneceksek, ona uygun şekilde gerçekleşir. Ve yaşamın başı sonu, bir döngüdür; her şey bir başka şeye evrilir. Başını ısıran yılan.

Değişmesi gerekeni kabulle onu kucaklamadığımızda, yaşam bizi zorla, baskıyla, bize daha da ağır gelecek ve asla unutmayacağımız bir deneyimle, değişimi sunar…

Bu haftaya bir düşünce olarak, ara ara bir Elma Ağacı olarak zaman geçirin.

21 Haziran 2021, Büyükada