Gözlemleyen, Deneyimleyen ve Zaman

Son 20 senedir zaman kavramını sorgulamaktayım ve bununla birlikte son 15 gündür, yazdığım roman sebebiyle, zamanı irdelemeye yeniden döndüm diyebilirim.

Zamanı neden düzlemsel kabul etmekteyiz? Bir öncesi, şu anı ve sonrası olan ve bu açıdan elbette bir sonsuzluktan gelip sonsuzluğa uzanan düzlemde zaman tarihtir diyebiliriz. Bu durumda gözlemlediğimiz zamanın kendisi değildir. Bir xy ekseninde, düzleme eklediğimiz z, düzlemden bize doğru yaklaşan üçüncü boyutken t; yani zaman, o düzlemden ortaya doğru gelen bir çizgiyle ifadesini bulur. Bunu şöyle de açıklayabiliriz: Ben bir y olarak x dünyasına adım attığım anda, xy düzlemi, bu adım atış için var olmaya başlar. Burada gördüğümüz xy’nin, bizim alışageldiğimiz kanlı canlı 3 boyut olabilmesi için, z gereklidir. Ya merkezden ortaya doğru gelen t nerede durmakta?

İşte bendeki soru bu: Zaman bir düzlem değilse ve diyelim ki bir noktadan, Big Bang gibi başlamışsa, o zaman bu, her yöne doğru sayısız düzlemlerden oluştuğunu gördüğümüz ve kendisi noktadan başlamışsa da, bir kürenin içinde kendi eğrisiyle yer alan bir sonsuz t olurdu… Burada artık bir düzlem söz konusu değildir.

Düzlem, gözleyen için bir gerçekliktir. Neden? Çünkü gözlemleyen açısından Big Bang, yani nokta gibi, bir patlamayla başladığını varsaydığımız evren, eninde sonunda kendi içinde kendini bir kara deliğe çevirecek ve belki o kara delikten, başını yiyen yılan sembolizmasındaki gibi, kendi kendini yine yeniden doğuracaktır. Eğer bunu görecek milyarlarca yaşımız olabilseydi, o zaman kendi kendinden doğan, karadeliğini oluşturan ve bu kara delikten yine yeniden kendini oluşturan bir sonsuz devinim görebilecektik.

Ya gözlemci olmasaydık da, deneyimleyen olsaydık? O halde soru şu: Deneyimleyen için düzlemden söz edebilir miyiz?

Bunu farklı örneklerle ifade etmek mümkün. Rüyanız size saatlerce gelse de, aslında dakikalardır. Sevdiğiniz biriyle geçirdiğiniz anlar size iki dakika gibi gelse de, aslında 10 saattir. Önemli bir haber beklediğinizde, bu sefer zaman tersine döner; iki dakika on saat gibi gelir ve bir türlü geçmez!

Ya gezegenlerdeki farklılıkları ne yapalım? Biz dünyadan gözlemci olarak her şeyi tanımlamaya çalışırken, dünyada bir gün 24 saat ve bir yıl 365 gün gibi, Mars’da bir gün 24 saat 39 dakika ve bir yıl 687 gün dediklerinde ne olur? Mars’tan dünyaya baktığımızda ne görürüz? Güneşteki ışık bize ulaştığında güneşe göre 8 dakika 52 saniye çoktan geçmiştir ama bizde “an” söz konusudur!

Sahi yaşarken zamanı düzlemsel mi yaşarız? Örneğin seviştiğimiz anları veya bir kitap okuduğumuz saatleri? Deneyimlerken zaman artık düzlemsel değildir; zamanın içinde, zamanla ilerlemekteyizdir; orada eğriden söz ederiz. Bu durumda zaman milyon farklı yaşama seçenekleriyle, sonsuz çeşitliliktedir. Fakat yaşayan ancak bir zamanı ve sadece seçtiğini deneyimler!

Daha başka özaşımlar da var: Örneğin insan şu anki varoluşu itibariyle, aynı anda hem gözlemci hem de deneyimleyen olamaz. Bir ayna karşısında bile olsanız, ya yaşarsınız, ya aynaya bakarsınız; aynı anda ikisi mümkün değildir.

Evrimsel açıdan insanın sürüngen beyinden (sadece yaşamsal ihtiyacını karşılayan zeka; yeme, üreme, vb) amigdala beyne evrilmesi ve ardından dili keşfetmesiyle (soyutu bilmesi); yani ön korteksini geliştirmesiyle bizler bugünkü var oluşta, stratejik düşünen veya amigdala (duygusal-tepkisel) beyin ile ön korteks (sorgulayan-cevap veren) beyin arasında kalmış bireyleriz diyebiliriz.

O halde soru şu: Bir sonraki veya ondan da sonraki evrim aşaması, bizi bugünkü gibi gözlemleyen veya yaşayan olmak arasında seçimsiz bırakan bir beyinden, yaşadığını aynı anda gözlemleyen bir beyin olma seviyesine çıkarabilir mi? Ve bu durumda zaman hem düzlemsel ve hem de eğrisel olabilir mi?

Zaman, bana göre insanın çözmesi gereken en muhteşem ve en heyecanlı bulmacadır. Esoterik öğretilerde sonsuzluk iksiri veya sonsuz yaşam pınarı gibi nice tanımlamalarla aktarılan şey, bana göre beynimizin bir veya bir kaç aşama sonrası erişeceği kapasite ve yetkinliktir.

Bugün için hala kısır bir döngüdeyiz ve beynimizin yapabildiği şey ya gözlemci olmak, ya da yaşamaktır. Biri bilimi, diğeri esoterizmi destekler.

Bizler bir noktadan çıkıp sonsuz parallelliklerde ve eğrisel mi yaşayalım, yoksa bir düzlemin içinde geriden ileriye adımlar mı atalım diye sorgularken, zaman bize keyifle gülmekte ve tavsiye vermekte:

Keşfe daha vakit var; beynini hazırla!