Çoğu insan, yaratıcı söz konusu olduğunda “inandığını” söyler. Haklılardır çünkü onların yaratıcı ile sohbetleri, onu algılayış veya konumlandırmaları böyledir. Ve inanç odaklıysa insan, koşullara bağlı olarak cennet veya cehenneme gideceğine inanır.

Benim yaratıcı ile bağım sanırım çocukluk ve erken gençliğimde böyle idi. Fakat çok sorgulamaktaydım ve dünyayı gezmeyi isteme sebeplerimin en başında farklı inançları keşfetme arzum vardı.

Neden bir din diğerlerini dışlardı veya kucaklasa bile, en iyisinin kendisi olduğunu iddia ederdi ki? Güzel kadın şöyle olmalıdır demek gibi bir şeydir bu; oysa herkesin güzelden anladığı farklı olduğu gibi, herkesin yaratıcıyla bağı da, farklı olur.

Zamanla ve hem seyahat edip, hem de okudukça, kitaplı veya kitapsız fark etmez, her inancın kökeninin aynı olduğunu kavrıyor insan. Ben üniversitede kültürlerarası iletişim dersi verirken veya uluslararası pazarlama, “farklılıkların altındaki benzerlikler” üzerinde çok dururdum. Çünkü iletişim veya etkileşim benzerliklerden güç alır ve farklılıklarla zenginleşir.

Zamanla, temeldeki benzerlikleri kavrayınca, inancı senden olmayana daha farklı bir sevgi duymaya başlıyorsun; o artık senin “ikna etmeye” çalıştığınbiri olmaktan çıkarak, senin gibi “insan” olmaya başlıyor. Onun izlediği yola, yaşamına, deneyimlerine sevgiyle bakıyorsun…

Bir adım ötesinde de kendine şefkat duymaya başlıyorsun. Kendini olduğu gibi görüyor ve derin bir kabullenişle olan seni kucaklıyorsun. Bu narsistçe bir kendini beğenme değil; yaşamda başına gelenler sebebiyle kendini suçlamadığın ve başkalarına da kızamadığın bir zihinsel varoluşa taşınma durumu…

İşte bu noktada bambaşka bir şeye rastlıyor insan. Bütünselliğe, bağlantılara, herkesin nasıl birbirini varladığına… Öyle bir şey ki bu bütünsellik ve bağlantılar ağı, belki de yaratıcı dediğimiz her bir varlığın toplamı! Belki de, eğer bir big bang olduysa, yaratıcıdan dağılan her bir şey, bizleri varladı… Yani hepimiz oyuz ve o da hepimiz.

Uçmak ve asılı kalmak gökyüzünde,
Beni göstermişti bana,
Hani çok geniş açıdan bakabildiğimde
Kendime ve yaşama.
Ve yeryüzünde işte
Kurabilmiştim kendi krallığımı
Genişleyen ufkumla.
Yazarken bu satırları,
Düşünüyorum, acaba
Tanrı’da bizlere böyle mi bakar gökyüzünden?
Belki yaptığımız her şeyle,
Tanrı’ya kendini gösteriyoruz
Kim bilir belki Tanrı’da,
Bizimle kendi oluyordur
Kendi krallığında.

İşte böyle baktığın an, artık inanç geride kalıyor. Orada inanılmaz bir güven sarmalıyor seni. Korkun, kaygın, başkası ne der veya ne düşünür telaşı ya da günlük rutin içinde değişime direncin kalmıyor… Uyduğun kuralların kendi koyduğun kurallar olduğunu, evrende iyi veya kötünün olmadığını görüyorsun. Olan tek şey; bağlantısallığın, senin zihninden çıkan veya yaşanmış herhangi gerçekliği sana sunulması…

Yani dünyada ne olursa olsun, daha önce yaşanmıştır veya daha önce düşünülmüştür. Aksi imkansızdır. Başımıza gelen her neyse, mutlaka o şeyi zihnimiz düşünmüş/kurgulamış veya geçmiş nesillerimiz yaşamıştır…

Varoluşa bu bakış biçimi, çok farklı bir şey.

Olanda ve olmayanda iyilik bularak yaşama güven ancak bu bağlamda özgürleştirici bir hal alıyor…