Kutsallık Atfedilen Aile ve Kutsal Aşk

Din baskısı arttıkça veya yaşamlar muhafazakarlaştıkça, aileye (olanı korumaya) verilen önem kutsallaştırılmaya başlar.

Oysa kutsallık değil, özgür bireyin seçimleri vardır ve o seçim, eğer bir can dünyaya geliyorsa, o canı iyi yetiştirmek olabilir. Toplumsal baskıyla değil; yürekten gelen bir sevgiyle.

Seçim, insanın insan olmakla kendine bahşedilmiş her şeyi (zekasını, bedenini, genetik aktarımlarını, vb), en güzel şekilde değerlendirebilmesi olabilir veya cahillik içinde ve köle olarak debelenebilir.
Seçim, insanın yaşamıyla önce kendisine ve sonra tüm varoluşa katkı sunabilmesi olabilir veya sadece kendi menfaatleri için yaşayabilir.
Seçim, sana hayat verenlere saygı duymak olabilir veya bunu din ve toplum baskı aracı yapar.
Seçim, bu dünyanın varoluşunu devam ettirebilecek adımları atabilmek olabilir ya da “her şeyi isterim” diyen zihin tam bir lüks ve şatafat delisi haline gelebilir.
Seçim, bilgi sahibi olmak, bilgiyi deneyimle zenginleştirmek olabilir ya da, TV izlemek ve günü kurtarmak…

Fakat insan mülk kavramıyla birlikte (sahipleneceği varsayımıyla), aileye de kutsallık atfetmiştir. Böylece statü, aile içinde kalabilir (peygamberden peygambere, kraldan krala, dini liderlikten dini liderliğe, vb) ve sahip olunan servet de (ki o servet insanın kendi yarattığı ve değerli kabul ettiği para, madenler, kanunlar, vb ile elde edilmiştir) nesilden nesile aktarılabilir!

Böylece kutsalla birlikte soylu kavramı da ortaya çıkar. Tanınan ve zengin aileler ve onların belirlediği kurallar ile oluşmuş bir yapılanma. Ve bu kutsallık o denli boyuta gelmiştir ki, boşanmak günahtır, boşanan günahkardır, evleneceğin insan tanrı tarafından belirlenmiştir ve kaderindir, vs. Böylece evlendirildiğinde, sorgulamazsın; o evliliği ölene dek yaşamaya mahkumsundur…

Doğu kültürlerinde konu namus olur; evlendiğin kadından boşanmayı düşünemezsin. O artık malın gibidir; sahiplenirsin veya boşandığında onu başka bir erkekle hayal dahi edemezsin. O çocuğunun anasıdır. Ne demek bir başka erkekle olsun? Ama erkeksen, her ilişki, evliliğini koruduğun sürece, kabul edilebilir…

Bütün bunların içinde Aşk’ı bulamazsınız.
Aşk’ı bulamadığımız için her şeye sahip olsak da, Aşk’ı arar dururuz. Ve ne tuhaftır ki, sonunda Aşk’a da kutsallık ve tanrısallık yükleriz.
Çünkü o yaşayamadığımızdır!

Aile kutsaldır çünkü o soyun, malın, statünün devamıdır ve yaşayamadığımız Aşk kutsaldır çünkü erişemediğimiz tanrısaldır…
Ne ilginç değil mi?
İnsan kendi yarattığı sahiplik hapishanesinden (soy, para, satatü vb) kurtulmanın yolunu da, yaşayamadığı Aşk’a yüklemiş…

Oysa Aşk’ı yaşamak da, bir seçimdir; özgür olamayan, seçemez.

8 Haziran 2021, Büyükada