Seviyorum ben bu kelimeyi. Bize, en fazla biz olabileceğimiz bir alanı anlattığı için!

Bir düşünün, en yakın ve mahrem anlarınız seks ile geçenler çünkü siz o an en siz olan kokunuzu, tadınızı, dokunuşlarınızı, bakışınızı, sırlarınızı, derinliğinizi bir başkasıyla paylaşıyorsunuz…

Sizi, sadece o an birlikte olduğunuz kişinin görebileceği anlar bunlar; bir başkasına anlattığınız, gösterdiğiniz sizden öte.

Seks bu sebeple, erkekler açısından performans veya kadınlar açısından estetik kaygı gibi çok temel kısıtlayıcılara düştüğünde, artık seks olmaktan uzaklaşıyor.

Seks bu sebeple, çiftlerin yaş aralığı arttıkça; daha yaşlı erkek-genç kadın veya daha genç erkek-yaşlı kadın, seks olmaktan uzaklaşıyor; performans veya estetiğe düşüyor.

Oysa seks, zihinsel bir aktivitedir. Zihninle yaratabildiğin bir oyun bahçesinde, tüm çıplaklığında kendin olduğun bir alan. Henüz cennetten kovulmamış Adem ile Havva’nın bahçesi; utanmasız…

Seks, olmaya razı olduğun enstrüman olabileceğin ve birlikte olduğun insanın seni istediği gibi çalmasına izin vereceğin bir oyun bahçesi. Bu nasıl bir kendinden vaz geçiş! Karşındaki kişinin her notayı çıkarmasına, her besteyi yapmasına evet demek…

Ve benzer şekilde, merakla karşındaki insana dokunmak, öpmek, koklamak ve her birinden çıkan o eşsiz melodiyi görmek ve duymak… Nasıl benzersiz bir ortak beste anı o!

Seks, estetik kaygı veya performansa düştüğünde artık orada karşındaki yoktur; kişi kendisine odaklıdır. Oysa seks, karşındakine odaklandığın bir oyun bahçesi. Karşındaki mutlu oldukça sana da bulaşacak bir mutluluğun yolu…

Tantra bu sebeple benzersizdir çünkü bir keşif sürecidir. Sinirlerinin duyusuzluğa geçiş süreci, zihninin sonsuzluğa erdiği bir yolculuk…

Seks, insanın cennet bahçesidir; sırlara ulaştığı ve sahip olabileceği en biricik, en keyfli, en sınırsız ve en hiç ve her olabileceği, Bir’liğin-Birlik’in yaşandığı bir cennet bahçesi…