İnsan farkında olabilir veya olmayabilir ancak her insanın hayatında sembollerin büyük önemi vardır. Bazı insanlar, gittikleri yerlerdeki, gördükleri resimlerdeki, izledikleri törenlerdeki ve hatta beden dilinden okuduklarını sembollere dökerler.

Ve semboller arasında kimileri, benim gibi bir zihne sahiplerse, bağlantı da kurarlar. Aslında bağlantısallık, geçenlerde 41 Dakika’ya konuk ettiğimiz Prof.Türker Kılıç’ın anlattığı ve yaratılış adına “her şeyin birlikte tanrı olduğu” gerçeğini ve her şeyin birbirini yarattığını da bize aktarır. Bu açıdan Enel Hakk, vaktinde asla anlaşılamamış ve günümüz cehalet döneminde de zor anlaşılabilecek bir bilinç düzeyidir.

Her şey birbiriyle var olur. Varoluş bağlantısallık üzerindedir ve bu bağlantılar, mutlaka gün gelir-birbirine ulaşır. Ne zaman ulaşır? Bağlantıda olanların birbirlerine en çok ihtiyaç duyacakları ve birbirlerini en çok geliştirecekleri zaman! O zamana kadar, bağlantılar güçlenerek çoğalır. Bir kez, taraflar arasında bu varsa, mutlaka bir araya gelirler. Bununla birlikte, bağlantısallıkta, karşılıklılık ilkesi de yoktur; yani birinin gelişimi, diğerine göre daha fazla olabileceği gibi, daha az da olabilir.

İşte semboller, eğer okumayı bilirsek, bu bağlantıların geçmişini, anını ve olası evrileceği yolu gösterir. Sembol dediğim zaman, şizofrenik bir kurgular bütününden söz etmiyorum. Zorlama olan veya bağnazlığa varan dini veya spiritüel bir yaklaşımdan da söz etmiyorum. Örneğin ruheşi kavramına veya kaderimizde yazılmış gibi kökten kabule dayanan bir yaklaşımdan haz etmiyorum.

Fakat serbest bir zihnin, hayatında olanlara anlam ararken, onları yaşayan formundan çıkıp gözlemci formuna girdiğinde; yani kendisine uzaktan bakabildiğinde gördüğü bağlantısallıklardan söz ediyorum.

Gerçekten bizi etkileyecek ve bizde iz bırakacak insanlarla, bir araya gelmemiz için yaşam boyu farkına vardığımız veya varmadığımız, sayısal, mekansal, konusal, duygusal vb örüntüler vardır. Bu örüntüler düşünen bir akılla değil, serbest bırakılmış bir zihnin, diyelim ki gece saatlerinde, size gösterebileceği bir evrendir.

Böyle bir evreni gördüğünüzde, zihniniz buna hayranlık duyar, kalbinize bir ferahlık çöker ve aklınız sorgulamaya başlar. Aklı, bu seviyede ortadan kaldırmak gerek. Çünkü sorgulayan aklın, kuşkuya düşmesi ve bu kuşkuyla da örüntünün güzelliğini yok etmesi mümkündür. Çünkü akıl; öğrenmişliklerinden doğan sebep sonuçlarla ilerlerken, bağlantısallık tango yapar gibidir; uyumla ilerler. Çünkü irade, olanı değil, olmasını istediğini görmeye çalışır. Oysa örüntüler daima serbest ve özgürdürler.

Bir örnek vermek istersek, bir başkasının size aşık olması için zorlamanız, tıpkı masallarda anlatıldığı gibi, sizi akıldışılıkla büyü yapmaya kadar itebilir. Oysa aşk, zorlamayla değil, kendiliğindenlikle bağlantı kurar. Ancak özgür bir seçimle ve özgür bırakabildiğimizde aşk yeşerebilir. Bir makamı elde etmek için, yine masalların sembolizmasında dile geldiği gibi, kötü kalpli cadının kraliçe olması işe yaramaz; örüntüye uymaz. Örüntü, onunla dans edebilmeyi gerektirir.

Pek çok insan, zekadan bağımsız olarak, sınırlı olan aklıyla hareket ettiği ve yaşamındaki olayları ve kişileri de aklileştirmeye çalıştığı için (öğrenilmişlikler, kültür din, gelenek, ana-baba sözü, vb gerekçelerle) içine düştüğü tutukevinden dışarı çıkmaya cesaret edemez. İşte bu durum, bağlantısallıkla örtüşmez. Bu durum, müthiş bir evren varken, küçücük bir kutuda yaşamaya benzer.

Mistiklerin insanı kuş ve uçuşla tanımlaması bundandır. Uçabilecekken neden emekleyesin ki?

Ve insanın acısı, iradesiyle (zorlamasıyla) bağlantısallığın örüntüsü arasında kalmasıyla gerçekleşir. Yani insan uçmaktan korkar, kontrol edebileceğini sandığı kutusunun içinde yaşarken, penceresinin önünden geçip giden sembolleri, anlamlarıyla ve göstermeye çalıştıklarıyla idrak edemez. Oysa bireyin kutuda kalma iradesi, bütünün iradesi karşısında okyanustaki damla gibidir. Birey aynı okyanusun damlası olduğunu görmek yerine, kendi damlasını sahilde güvenceye almak ister. Burada bireysel iradeyi; yani zorlamayı değil, akışı seçmek gerek…

Sözün özü, hayata sembollerin gözüyle bakın. Tablolara bakarken, onu yapan ressamların eklediği sembollerin sizinle konuşmasına izin verin. Sizi çok etkileyen biri varsa, onunla örüntülerinizi araştırın. Beyninizin bağlantı ağlarını genişletin.

Gerçek büyü budur. İnsan ancak kendisini geliştirmeyi seçer ve geliştirebilecek her vesileye de şükran duyabilir. İnsan, kendisinden başka hiç kimseyi, o istemeden geliştiremez. Siz tüm bağlantıları görseniz bile, o evrene sizinle bakmaya cesaret edemeyen birine onu gösteremezsiniz. Göstermeye çalışırsanız, artık özgürlük yoktur; sizin zorlamanız örüntüyü bozar… Çünkü bağlantısallık, benzer zihinlerin dansıdır.

Bu açıdan insan, bir diğeriyle tamamlanmaz; insan kendi bilinç seviyesi neyse, bağlantısallık aracılığıyla o bilinç seviyesindekilerle yaşar. Bu sebeple de, yaşam içinde ancak koşullar tam anlamıyla izin verdiğinde, bağlantıda olanlar birbiriyle bilinçli ve anlamlı bir ilişkiye girerler.

O halde gece bir vakitte, akıldan uzak yapacağınız bir çalışmada, gördüğünüz semboller hoşunuza gitmiyor ve kalbinize bir ağırlık çöküyorsa, iradenizle bozmaya çalıştığınız bir şeyden söz edersiniz. Burası acı alanı. Tam tersine, gördüğünüz semboller kalbinize ferahlık veriyorsa, örüntüdesinizdir. Seyre devam edin.

Dansa devam edin. Dans yaşamdır, Aşktır.

20 Şubat 2021, Büyükada